İğne Oyası Videolu Anlatım #11 Çiçek Yapımı

elişi, iğne oyası, videolu anlatım, videolu iğne oyası, El emeğim, çeyiz, başörtü, diy, hand made, craft, çiçek, flower, anlatımlı,

3 gündür videolar ile uğraşıyorum. Telefonumun şarj problemi var. Giriş yeri bozuk şarjda iken kıpırdatamıyorum. Çok çabuk şarjı bitiyor hal böyle iken benim de elim video çekmeye gitmiyor. Ama dedim nereye kadar Esraaaa :D Kalk iki video çek :D

Sevgi İzi İle Beni Buldular


En acı kayıp insan kaybıdır. Bunu kimse inkar edemez. İnsan en ufak bir eşyası kaybolduğunda bile sinirleri yıpranırken bir de insan kaybını düşünün.
Hele ki kaybolan kişinin kendisini idare edemeyecek kadar hasta, yaşlı ya da zihinsel açıdan engelli olduğunu düşünün...
Ne kadar zor değil mi?

En Yakışan Çift... ShahRukh Khan ve Kajol


O kadar film izledim bazı çiftleri birbirine çok yakıştırdım ama en yakışanı kesinlikle Shahrukh Khan ve Kajol. İki insan nasıl olur da birbirine bu kadar yakışır. Böylesine uyumlu olur.

Eski filmlerini defalarca izledim. Hatta filmlerden olan kliplerini o kadar çok izledim ki ezberledim.

Şimdi yeni filminden klip yayınlanmış.

Deli Divane - Nehir Erdem / Kitap Yorumu


Delidivane'yi geçen ay okudum. Sanırım :D Artık zamanlarını da karıştırmaya başladım. Kendi standartlarıma gore bu yıl çok fazla kitap okuduğum için hatlar karışıyor :D
Neyse.
Yeliz, abilerinin şirketinde çalışmaya karar verir, abileri de Yeliz'i Karadenizde iş yapmak istedikleri şirketle işi bağlaması için Trabzon a yollarlar. Fakat görüşmeye gittiği adam hiç de tahmin ettiği gibi biri çıkmaz. Yeliz'e göre adam tam bir dağ öküzüdür. Mehmet e gore ise Yeliz şehirli bir züppedir. Mehmet, Yelizi bir şekilde yola getirmek ister ve tabii ki aşık olurlar.

Bazen kitap konusu anlatmaktan çok sıkılıyorum. Konusundan ziyade fikirlerime geceyim.
Kitap güzeldi. Ben Karadenizlileri sevdiğim ve Doğu Karadenizli olduğum için ekstra beğendim. Mehmet ki ben ona Memet demeyi daha çok sevdim aman aman o inat damarı yok mu çok fenaydı. Bu sefer kadın karaktere çok gıcık olmadım. Memet ve Yelizin atışmaları güzeldi. Ama bir şey vardı ki bu kitabı benim gözümde güzel yapan Rabia Sultan. Memetin nenesi. Eğer Rabia nene olmasaydı normal bir romantik komedi olurdu. Rabia nene gibi bir nenem olaydı keşke. Tamam çok küfürbaz bir hatun ama çok da şekerdi. Yalnız dikkatimi su çekti spoiler vermiyorum ama Deli Divane'nin bir kısmı ile Huysuz ve Ruhsuz'un bir kısmı o kadar çok benziyordu ki sanki aynı şeyleri okumuş gibi oldum. Esas oğlanlar ve abiler durumu. Onun dışında kesinlikle Huysuz ve Ruhsuz'dan daha çok beğendim. E burada Rabia nene ve Memet vardı beğenilmez miydi hiç :D

Emek Hırsızlığı!

  

Beni takip edenler bilirler iğne oyasını severim, videolu iğne oyası anlatımları da yaparım. Bugün facebookta takip ettiğim iğne oyası sayfalarından birisinde bir videoya denk geldim.
Videoyu açmadan önce çıkan resmi görünce 'Allah Allah benim ellerime ne kadar benziyor' diye içimden geçirdim. Acaba benim videomu mu paylaştılar ama ben böyle isim koymamıştım derken açtım ve şok geçirdim. Benim dailymotion a yüklediğim bu videomu kullanıcının birisi kendi hesabından yüklemiş. Hiç bir şekilde alıntı olarak da belirtmemiş. Hoş alıntı olduğunu belirtse bile kızardım.

Elişi videosu çekmek gerçekten çok zor. Hele ki bu benim ilk videolarımdan birisi. Çekerken hem kamerayı nasıl kullanacağımı bilmiyordum hem de konuştuğum için çok çekiniyordum. Ben videolarımı çekerken gerçekten çok zorlanıyorum. Tripodum olmadığı için telefonu sabitlemek bazen gerçekten çile oluyor. Çektikten sonra onları internete yüklemek çoğu zaman 7 saati buluyor. Abarttığımı mı sanıytorsunuz? Hayır çok ciddiyim. 
Bu kadar sıkıntı çekerek ortaya koyduğum emeğin habersizce alınması kusura bakmasın kimse ama emek hırsızlığında başka bir şey değil.

Gölgedeki Yıl - Hannah Richell / Kitap Yorumu

"Bazen gerçek mücadele olaydan sonra başlar, elinde kalanlarla yüzleştiğin zaman...
Bununla nasıl yaşadığın. İşte gerçek savaş budur."
 

İki farklı zamanda ama aynı mekanda geçen dostluğu, sevgiyi, aileyi ve tutkuyu anlatan, son ana kadar insanı meraka sürükleyen güzel bir kitaptı Gölgedeki Yıl.

Gençler Okuyor!



Her zaman söylenir ya Türkiye okumuyor, 10 kişiye 1 kitap düşüyor. Çok şükür artık Türkiye okuyor. Özellikle gençler deli gibi kitap okuyor. Instagram a şöyle bir bakarsanız eğer tonla kitap hesabı var.  Hatta kitap fuarları dolup taşıyor. Gençler okuyor ama ne okuyor bir de o mesele var. Ona geçmeden önce okuyucu tiplerinden bahsedeyim.

Tatlı Yalan - Jamie McGuire / Kitap Yorumu

Boşuna dememişler bugünün işini yarına bırakma diye. Kitabı bir ay önce okudum şuan yazısını yazamıyorum :/  Neyse bir yerden başlamak gerek :D Yine Selin'le okuduğumuz ve okurken birbirimizi mesaj yağmuruna tuttuğumuz bir kitap daha :D Onun yazısı için de buraya tıklamanız yeterli.

tatlı yalan, Jamie Mcguire, thomas maddox, maddox borthers, yabancı yayınları, kitap, kitap yorumu, Kitap OkuYorum,

Dilwale (2015) Fragman


Oy oy oyyy bu adam nasıl insan yahu buna nasıl bir makyaj yapıyorlar da bu kadar genç gösteriyor aklım almıyor :D Başrollerinde Shah Rukh Khan, Kajol, Varun Dhawan ve Kriti Sanon'un yer aldığı Dilwale filminin fragmanı yayınlandı. Daha önce de araştırdığımda konusuna dair bulduğum tek şey filmin aksiyon-romantik olacağıydı. Henüz konusunu öğrenemedim. Aman artık izlediğimde öğrenirim :D


Nasıl güzeller Shah Rukh ve Kajol. SRK'ye bu saatten sonra böyle aksiyonlu filmler yakışır. Ama Allahasen bu nedir yahu bir kurşunla arabaya takla atlatmalar. Sinir oluyorum böyle abartılı aksiyonlara. Oysa Don'da ne güzeldi. Hint filmine göre aksiyonu gayet ölçülüydü. SRK şöyle adam gibi bi film çeksin demekten de yoruldum sanki :") Gerçi daha filmi izlememize var ama neyse aksiyon konusunda fikrim aynı.


Huysuz ve Ruhsuz - Nehir Erdem / Kitap Yorumu


Kitabın konusuna çok az değineceğim çünkü fazla girersem spoiler olur. Doğa kendi ayakları üstünde durmak ister bu yüzden de aile şirketinde çalışmayı reddeder. İç mimar olarak başvurduğu şirketin sahibi Yağız ile ilk görüşte birbirlerine karşı çekim hissederler. Bu kısım biraz hızlı gelişiyor ve hemen aşık oluyorlar. Ben böyle çabuk gelişen olayları pek sevmiyorum. Zaten çabuk geliştiğine bakmayın sonrasında neler neler oluyor.

Buradan sonra spoiler yapacağım. Kitabı okumayanlar için biraz sakıncalı olabilir.

Bu kitap beni çok sinir etti ya >< Anlayıp dinlemeden gurur yapıp kaçıp gitmek de ne demek. Saçma sapan bir gurur yüzünden bir çocuk babasız büyüdü. Yani bilemiyorum tabii çocuk sahibi değilim ama insanın çocuğu olduğunda gururu bir kenara bırakıp olayları iyice bi anlaması gerekmez mi? Doğa dan nefret ettim.
Doğanın yaptığı tek iyi şey Arda :D onun dışında böyle bir karakter istemiyorum :D Yağız da fena değildi. Kitapta bahsedilen tatil köyünü çok merak ettim :D
Ay bi de Arda nin cümlelerini okurken ağzım yamuldu resmen. 'Ayda nın annesi. Yayız amca' derken bi sure sonra r leri okurken otomatikman y olarak çıkmaya başladı zaten Yağız i yayız diye okumaya başladım :D
Sonuç olarak kitap fena değildi ama bayılarak da okumadım. Hep Doğa yüzünden hep!

Bakire - Nancy Pickard / Kitap Yorumu


Bu kitabın adından dolayı çok ön yargılıydım. Çünkü aşırı cinsellik olan kitapları okumamaya çalışıyorum ki konu güzelse o kısımları atlayarak okuyorum. Adı bende böyle bi etki bırakınca almamıştım.
Arkadaşımda görünce ve aslında cinayet romanı olduğunu duyunca aldım okudum. Genelde pek cinayet tarzı okumayı sevmem ama bunu 1 günde bitirdim. Gerçekten çok sürükleyiciydi ve beğenerek okudum.

17 yıl önce işlenmiş ve sırrı yıllarca ortaya çıkmamış bir cinayet yıllar sonra tekrar gün yüzüne çıkıyor. Kimliği bilinmediği ve tecavüze uğrayarak öldüğü tahmin edilen kız kasabada bir efsane gibi nam salıyor. Artık herkes ona #Bakire diyor. Bu cinayet sadece bir genç kızın ölümüyle bitmeyip birbirine son derece bağlı olan üç arkadaşın da hayatlarını alt üst ederek bir daha eskisi gibi olmamasına neden oluyor.

Kitap güzeldi gerçekten. Baştan beri tahminler yürüterek okudum. İlerledikçe tahminlerim tutmaya başladı. Çok fazla cinayet romanı okumadığım için bu tür içinde nasıldır bilemem ama bana göre iyiydi.

Yazarın diğer kitaplarını da merak ettim.

Şimdi Benimsin - Güneş Demirel / Kitap Yorumu


Ben böyle beklememiştim. Kitabı hep görüyordum ama ne bileyim içimden hiç alıp okumak gelmemişti. Ama Fırat Fırat diye hep karakterin adını da duymuştum. Sonra birgün karar verip kitabı aldım. Keşke daha önce alsaymışım Kısaca anlatırsam Elifin abisi, Diyarbakır'lı bir kıza aşık olur ve gizlice evlenirler. Ama kız Fırat isminde bir gençle nişanlıdır. Fırat aşiret ağasının oğludur ve nişanlısı başkası ile kaçtığı için aşiret gereğinin yapılmasını ister. Bunun üzerine de Fırat Elif'i kaçırır ve tecavüz eder. Sonrasında ise Fırat'ın tükenmek bilmeyen vicdan azabı ve pişmanlığını okuruz.

Daha 10. sayfa olmamıştı benim gözlerim doldu. İçim yandı okurken. Hatta başta dedim ki böyle şey mi olur. Ortada affedilmesi mümkün olmayan bir suç var ve kız kendisine böyle bir kötülük yapan adama aşık mı olacak? Bu bu kadar basit mi diye kızdım. Sadece ona değil Fırat i sevenlere de kızdım. Ama sonra öyle olmadığını gördüm.

Konu o kadar güzel bir şekilde işlenmişti ki düşündüğüm tüm olumsuz şeyleri yutmak zorunda kaldım. Affedersiniz yanılmışım Zaten 1 günde okudum. Elimden düşüremedim. Kitap bittiğinde hıçkırarak ağlıyordum.

Kitap biteli kaç gün oldu hâlâ aklıma geldikçe gözlerim doluyor. Bu belki kitap olabilir, yazar bu karakterleri hayal dünyasında oluşturmuş olabilir ama bunlar hayatın gerçekleri. Bir kadın suçsuz dahi olsa en yakınları bile onu suçlayıp hayatını cehenneme çevirebiliyor. Off insan kendini Elifin yerine koymaya korkar. Böyle şeyler yaşamak zorunda kalan herkesin Allah yardımcısı olsun.

Kitabı özetlersek; Töre, affedilmesi mümkün olmayan hata, korku, pişmanlık, sevgi, aile, aşk!

Yazara böyle güzel bir kitap yazdığı için çok teşekkür ederim.

Oh My Venus (Teaser)


Yıllardır So Ji Sub ve Shin Min Ah'ı aynı dizide görmek istediğimi söylerim. Hatta zamanında şöyle de bir yazı bile yazmıştım. Yapımcılar serzenişlerimizi duymuş olacaklar ki sonunda bir dizide başrol paylaşıyorlar. Ne zaman önce haberi gelmişti ama fragman yoktu.
Çok şükür yayınlandı!


Ama konusunu anlat derseniz inanın ben de pek birşey anlamadım :/ Çok yetersiz olarak bilgi vermiş siteler. Ama anladığım kadarıyla Shin Min Ah kilolarıyla derdi olan bir avukat, So Ji Sub ise ünlülere yaşam koçluğu yapan bir adam. Sanıyorum ki yine bir kilolu kadını zayıflatma operasyonunu izleyeceğiz.

Son 1 yıldır neredeyse hiç k-drama izlemedim ama bu çifti sabırsızlıkla bekliyorum.

Benim için büyük insanlık için gereksiz bir adım attım!

 
Ben değişiklikten pek hoşlanmam. Bir şey hoşuma gittiyse uzun bir süre öylece kalır. Mesela bir akik yüzük beğenirim onu aylarca parmağımdan çıkarmam. Ya da telefonumun zil sesini yıl olur değiştirmem. Geçenlerde bir arkadaşım isyan etti.'Esra abla değiştir artık şu whatsapp fotonu bunaldım aynı şeyi görmekten'. Ama ben ona alıştığımda rahatlıyorum. Alıştığım bir şeyi değiştirdiğimde huzursuz oluyorum.
Son bir örnek vereyim. uyuduğum odanın şekli değiştiğinde iki gece rahat uyuyamam, sürekli uyanırım. Yani alıştığım düzen bozulduğunda, değişiklik olduğunda ben huzursuz olurum.

Ama çok büyük bir değişikliğe adım attım. Diyetisyene gittim. Beni tanıyanlar çok aşırı kilolu olmadığımı bilirler. Hatta kendi kilomdan rahatsız olmadığımı, bazı kendini bilmez münasebetsizlerin dış görünüşüme dair ettikleri lafları da sallamadığımı çok iyi bilirler. Ben uzun yıllardır hemen hemen aynı kilodayım. Fakat artık kendim için zayıflama kararı aldım.  -Kilomu sormayın hiç 90 ı görmedim :D- Bu kararı alışımın nedeni de tamamen sağlık açısından oldu. Yaklaşık olarak 2 buçuk yıldır ara ara çarpıntım oluyor. Son 1 yıldır ise iyice arttı. 2 ay önce bir gün öyle bir hale geldim ki bayılacak gibi oldum. Doktora gittiğimde ise nabzın yüksek kalbinde bir şey yok dedi :/ Madem EKG temiz çıktı o zaman sorun ne diye sordum ama sevgili doktor bey o kadar yoğundu ki çarpıntın var işte şu ilaçları kullan olmadı yine gelirsin dedi.
Tabii sevindim içim rahatladı ama aklıma da takıldı neden böyle diye. Ben de bu yüzden zayıflamaya karar verdim. Allah nasip ederse bir kaç ay boyunca devam edeceğim. Bunu da buraya yazıyorum ki blogum şahit olsun.


Anıları kaydetmek gerek. Kendi tarihimize not düşmek gerek. Diyorum ya benim için büyük, insanlık için gereksiz bir adım attım :)

Yeşil Domates Yemeği

Birçok kişi yeşil domates yemeğini bilmez. Biz kahvaltılara pişiririz. Çok da severiz.Nasıl desem ekşimsi güzel bir tadı var. Çayla beraber çok güzel oluyor. Eh bol bol da ekmek yediriyor :D  Şöylece tarifini vereyim. Siz de yapın. Bu güzel lezzetten mahrum kalmayın. Hazır yeşil domates mevsimiyken. Hatta beğenirseniz doğrayıp porsiyonlar halinde buzluğa da koyabilirsiniz. Pişireceğiniz zaman bir soğanı kavurması kalır :D

yeşil domates yemeği, yeşil domates, domates, yemek, tarif, soğan, kahvaltılık,
İri iri bolca doğranmış soğanlarımızı pembeleşene kadar kavuruyoruz. Küp küp doğranmış 1 kilo kadar  yeşil domatesimizi de içine atıp biraz çevirdikten sonra bol pul biber biraz da tuz ekleyip üzerine de 1 su bardağı su döküyoruz. İyice özdeşleşene kadar kısık ateşte pişiriyoruz. Su miktarı aslında size kalmış bir şey.

Ortaya nefis bir yemek çıkıyor.  Deneyecek olursanız afiyet olsun ^^

Marslı - Andy Weir ( #1Kitap1Film -1-)

1kitap1film, kitap, film, marslı, martian, kitap yorumu, Kitap OkuYorum, okur yorumu, film yorumu, the martian, mark watney, matt damon, cinemaximum, ithaki yayınları, abd, bilim kurgu, uzay, mars, gezegen,
 
NASA, Ares 3 görevi ile Marsa 6 astronot gönderir. Fakat çıkan bir takım aksilikler sonucunda görev iptal edilir ve bir an önce geri dönmeleri istenir. O sırada Astronot Mark Watney bir şekilde geride kalır. Tüm dünya Mark Watney için seferber olur. Acaba Mark Watney'i kurtarabilecekler mi?

"O, dünyanın en ünlü adamı. Sorun şu ki Dünya'da değil." 

Kitaptaki bilimsel terimler oldukça yoğundu ara sıra sıkılır gibi olsam da Mark Watney karakteri o kadar esprili ve eğlenceli bir karakterdi ve kitap o kadar akıcı ve sürükleyiciydi ki elimden bırakamadım. Acaba kitapta Mark'ın hayatta kalmak için yaptıkları bilimsel olarak gerçekleşmesi mümkün mü yoksa kurgudan ibaret mi merak ettim. Andy Weir nasıl da zeki bir adam. Kitabı mutlaka tavsiye ederim.
Şuracıkta iki spoiler yapayım haberiniz ola :D Başlıyor!
Aslında beni en çok etkileyen şeylerden biri de normalde böyle büyük olaylardan sonra karakter her zaman bir yolunu bulur ve sorunsuzca işini halleder. Tamam bunda da bir yolunu buldu ve kurtuldu ama hah işte tamam bu sefer halloldu derken hep bir aksilik çıktı. Bence bu aksilikler gerçekten doğal seyrinde olan olması mümkün aksiliklerdi. yani dusunsenize bir matkap yüzünde kısa devre olup iletişimi koptu. Ay ben anlatamadım ama siz anladiniz galiba :D Neyse işte çıkan aksilikler bile kitaba ayrı bir hava katmıştı. Ayrıca Mark'in olmadık yerde olmadık şeyler söylemesi müthişti. Bitti!

1kitap1film, kitap, film, marslı, martian, kitap yorumu, Kitap OkuYorum, okur yorumu, film yorumu, the martian, mark watney, matt damon, cinemaximum, ithaki yayınları, abd, bilim kurgu, uzay, mars, gezegen,

Gelelim filme.
Bence bozulmadan uyarlanmaya en yakın filmlerden birisi olmuş. Yani Labirent serisini okuyup ve de izledikten sonra bunu gönül rahatlıyığla söyleyebilirim. Haliyle film olduğu için biraz üstünkörü olmuştu ama ona da fazla aldırmıyorum. Hiçbir zaman bir film, kitabının aynısını yansıtamaz. Özellikle filmin son kısımlarına doğru ufak değişiklikler vardı ama çok da mühim değil.

Ama şunu söyleyebilirim ki kitabın sonu çok alelacele bitirilmişken, filmin sonunda tüm karakterlere yer verilerek doyurucu bir final yapılmış.

Matt Damon cidden çok iyi bir şekilde canlandırmış Mark'ı. Kitapta okurken nasıl eğlendiysem filmi izlerken de bir o kadar eğlendim. Mimikleriyle, hareketleriyle tamamen adapte olmuş.

Filmi de böyle anlattıktan sonra gelelim benim MarsGate sinemaları hakkındaki şikayetime. Bana en yakın olan AVM de Cinemaximum MarsGate var. Pahalı olmasının yanında sürekli arıza çıkartıyor.

Daha önce Hobbit 2 ye gittiğimizde dublajlı filme girdiğimiz halde ilk yarım saat altyazılı olarak oynatılıp daha sonra film başa sarılımıştı.

Bu sefer ise ışıklar sönüp reklamlar bittikten sonra ekran tamamen karardı ve film oynamaya başladı. Daha doğrusu ses vardı ama görüntü yoktu. Bir süre böyle devam ettikten sonra reklamlardan tekrar başa alındı ve tekrar ses var görüntü yoktu. Ardından 2-3 dk boyunca ekran ve ses tamamen gitti, salon zifir karanlık oldu. Telefonların ışıkları haricinde hiç ışık yoktu. Üçüncü sefer çok şükür film başladı. Bu sefer de klimayı o kadar çok açmışlar ki Mark, Marsta soğuktan titrediği anlarda biz de içeride titredik. Burada firmayı tebrik etmek gerekir bize filmi an be an yaşattılar :D

Sonuç olarak önce kitabı okuıyun, sonra filmi izleyin. Pişman olmazsınız :)

O halde bu şarkı 70leri pek seven Mark Watney'den hepimize gelsin :D Kendisi kitapta dinliyordu.


Suite Française (2014)

İzleyecek film bulmak ne kadar zor. Film izlemek 2 saat ise bulması daha fazla. Yine böyle arama çalışmasına girişmişken bu filme denk geldim. Fragman hoşuma gitti. Arkadaşımla yaptığımız film gecesinin yıldızı bu film oldu.

1940 yılı Fransa'sında geçen filmde Almanlar Fransa'yı işgal etmişlerdir. Tüm kasaba Alman askerleriyle dolmuştur ve bir çok eve de konaklaması için teğmenler gönderilmiştir.

Lucile'in kocası savaşa gitmiş ve bir daha da kocasından haber alamamıştır. Baskıcı kayınvalidesi ile birlikte yaşarken, evlerine gönderilen teğmen ile bir anda tüm düzenleri bozulur.

Git gide birbirlerine aşık olan çift için her şey daha zor olacaktır. Düşünsenize ülkenizi işgal eden ve izin dahi istemeden evinizde kalan bir düşman askeri. Aldığı emirleri yerine getirmekle yükümlü olan bir asker.

Bu film imdb de nasıl olur da düşük puan alır anlam veremedim. Başroller gerçekten hakkıyla oynamışlar. Kadının aşkı ve yurttaşları arasında kalması, adamın tüm sorumluluklarına karşın muhteşem bir fedakarlık örneği sergilemesi.Film bittiğinde arkadaşımla birlikte ekrana bakakaldık. Öyle ki film bitti yazılar akmaya başladı biz hala kımıldayamadık. Film beni gerçekten çok etkiledi.

Dönem filmi sevenler bence mutlaka izlemeliler.
Ayrıca film kitap uyarlamasıymış.



Kara Kış Beyaz Düş - Fatma Erdek


Aslında kitabı bir kaç gün önce okudum ama son günlerde olan olaylar yüzünden yorum yapasım gelmedi. Kitap çok akıcıydı bir günde bitirdim. Fatma Erdek'in okuduğum ikinci kitabı.Okurken yine insanın içine işliyor.

Benim en korktuğum şey bu seferki konu. Sapkın üvey baba. Konusunu anlatsam mı anlatmasam mı bir türlü karar veremedim. Neresinden başlasam, en iyisi anlatmayayım zaten o kadar güzel ki spoiler vermek istemiyorum. Sadece pislik bir üvey baba var onu bilin yeter. İnsanın kimseye anlatamadığı bir yükle yaşaması ne kadar zormuş. Sonra kimseye güvenememesi... Gerçekte de böyle sıkıntılar yaşayanların Allah yardımcısı olsun.

Genel olarak karakterleri sevdim. Güven'e başta ısınamadım. Sebebi bana kalsın. Karkız'ın halleri içimi acıttı. Zeynep zaten bir başkaydı.

Şimdilerde yayınlanan Kırgın Çiçekler dizisi var ya kitabı okurken gözümün önüne geldi hep. Sanırım dram tarzı kitaplara Fatma Erdek sayesinde alışmaya başlayacağım.

Kahveli Fincan Kek

 
Ben kek sevmem hele sade kek hiç sevmem. Sadece belki ıslak kek olursa. Bazen derler ki sen bir de benim yaptığım kekten ye bak o zaman seversin ama yok ev yapımı kek sevmiyorum. Ama hazır kek severim. Zaman zaman heveslenir kek yaparım içine de evde  ne var ne yok katarım ondan bile 1 dilim ancak yiyebilirim.

Kaç gündür kek yapacağım diye dolaşıyorum. Canım felaket tatlı çekiyor. Ama hep malzeme eksik.
Ben de ne yaptım kılıfına uydurdum :D

Lafı çok uzattım tarife geçeyim; yumurta
1 çay bardağından biraz eksik yoğurt
yarım çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı şeker
1 buçuk su bardağı un
yarımşar paket kabartma tozu ve vanilya
1 tatlı kaşığı türk kahvesi

Her zamanki gibi önce yumurta ve şeker iyice çırpıldıktan sonra yağ ve yoğurt da dökülüp çırpılır. Ardından un ve diğer malzemeler eklenip çırpılır. Kahve fincanlarının içleri yağlanıp, malzemeyi fincanların yarısına gelecek kadar doldurulur.
Yayvan bir tencerenin içine sıcak su koyulur ve fincanlar da suyun içine dizilir. Su fincanların yarısına kadar gelmelidir. Ben fincanlara bir şey olmasın diye önce biraz ılık su yaptım fincanları dizdikten sonra sıcak su ekledim. Tencerenin ağzı kapatılır ve kaynadıktan sonra 15-20 dk kadar ağzı açılmadan pişirilmeye bırakılır.

Kek buharda piştiği için biraz daha ıslak ve süngerimsi oluyor. Ama birer lokma ve lezzetli oluyor. Yani en azından diğer ev yapımı keklere göre hoşuma gitti :D

O zaman size de afiyet olsun :D


Meksika'dan Hediyelerim Var!

Bizim Zeynep'in yıllardır bir Meksikalı arkadaşı var adı Lizeth. Benim ingilizcem çok kıt olduğundan ve çat pat bildiğim bir dille konuşmaya çekindiğimden pek konuşamadım kendisiyle. Ama ailece severiz Lizz'i.
Bizim evin Meksika'lı kızıdır. Zeynep ile yıllardır birbirlerine hediyeler gönderirler. Düşünün yani ben iğne oyası bile yaptım Lizz'e :D Lizz ramazan ayında Zeynep'e yine hediye yollamış. Ben Ankara'ya gittiğimde haberim oldu. Geldikten sonra da araya bazı meseleler girdi yazıyı paylaşamadım.

Lizz bu sefer hepimizi düşünmüş.
Kurbağalı ve top şeklindeki anahtarlık benim. Anneme kolye, babama resim yaptığı için paletli anahtarlık, Merve'ye ay savaşçılı anahtarlık. Kitap ayracı da ortak. Esas önemli olan ise bunları Lizz kendisi yapıyor.

Bunları görünce o kadar sevindim ki bilemezsiniz. Çok tatlı değiller mi? *_*

Ayrıca zeynebe özel öyle güzel anahtarlıklar yapmış ki merak ederseniz buyrun buradan bakabilirsiniz.

Lizz bu yazıyı anlayamaz, e ben de ingilizce yazamam ama kendisine çooook teşekkür ediyorum :*

Beklesin bakalım ben de ona güzel güzel hediyeler yollarım :D

Süper Dadı - Betül Güçlü



Kitap ilk çıktığında çok merak etmiştim. Baktım Seyhan okumuş, sordum nasıl beğendin mi diye. O da sağolsun sen alma ben sana yollarım dedi. En sevdiğim kitap hediye kitaptır :D

Eğlenceli şeker mi şeker bir kitaptı. Her seferinde ben çocuk sevmem diyorum ama galiba çocukları bir tek kitaplarda seviyorum :D Son zamanlarda kitaplarda okuduğum çocuklar çok şekerdi :D

Şöyle konusundan bahsedeyim.
Efran Beril'e ilk gördüğü an aşık olur. Ama Beril yaşadığı hayal kırıklığı yüzünden kendisini çocuklarına adamış, etrafına aşılmaz duvarlar örmüştür.

Efran da çareyi eve dadı olarak girmekte bulur.
Daha önce hiç çocuk bakmamış Efran başta iki haşarı çocukla ne ytapacağını bilemez ama git gide çocuklara bağlanır.

Bir düşünün bakalım iki yaramaz çocuk bir adama neler yapmaz ki :D

Sare tam bir prenses gibi şekerken, Baler ise ketum ve yaramazdır :D

Eğer sıcak ve eğlenceli bir kitap okumak isterseniz tavsiye ederim :)

Beni Sev Diye - Asude / Kitap Yorumu

asude, beni sev diye, kitap, kitap yorumu, bradley, kristy, liliybeth, matt, dave, ingiliz, iskoç, Kitap OkuYorum, ephesus, book, tarihi, hystorical, aşk, romance, roman, novel,

Beni sev diye ne istersen yapmaya hazırım.
Beni yeniden sev diye ölüme bile razıyım. 

Kaç aydır Asude'nin yeni kitabının çıkmasını bekliyordum. Ben Ankara'dayken çıktı, gelir gelmez de sipariş verdim. Ama öncesinde Gül ve Avcı'yı okumam gerekiyordu. Okudum, sevdim. Sonra bu kitabı okudum. Bitti. Bayıldım!
Kitap çıkmadan önce Asude 'En iyi kitabım, en güzel kitabım' diyordu. Gerçekten de dediği kadar varmış.

Kitapta iki çiftin hikayesi anlatılıyor.
Zalım Bradeley ile masum Kristy ve çakal Matt ile huysuz cadı Liliybeth.
Karakterlerin hepsini çok sevdim ama ben yine ikinci çifti biraz daha sevdim sanki. Adamım Matt :D

Gül ve Avcı - Asude (Kitap Yorumu)



Aslında ben Gül ve Avcı'yı Mayıs ayında alacaktım ama Kocaeli Kitap Fuarı'nda kalmamıştı. Ama sonra duydum ki ciltlisi çıkacakmış. Ciltlinin çıkmasını bekledim. Ardından Beni Sev Diye'nin çıkmasını bekledim. Malum kitap alacağım zaman toplu alım yapıyorum. Önce Gül Ve Avcı'yı okudum çünkü Beni Sev Diye kitabında Gül ve Avcı'dan karakterler yer alıyor. Neyse kısa keseyim de konusuna geçeyim.


Evelyn, hayatında ilk kez gördüğü soylu dük Julian Benedict Wharton' a aşık olmuştu. Ama bırakın karşılığını görmeyi yerine ağır hakaretlere maruz kalmıştı. Bir gün amcasıyla birlikte ufak tefek dedektiflik işlerini gördükleri bürolarına gelen iki adam, Julian'in cinayetle suçlandığını ve onu ortaya çıkarmalarını isterler. Eline intikam fırsatı geçen Evelyn bunu kaçırmaz ve Julian'in karşısına bambaşka biri olarak çıkar.

Eh bundan sonrasında da tahmin edeceğiniz üzere bol aşklı sayfalar bizi bekler.

Asude karakterlerinde Mert'den sonra en sevdiğim Julian oldu. Kitabı beğendim ben. Zaten tarihi aşk kitaplarını da severim. Bir Türk yazar İngiliz hikâyesi yazar mıymış demeyin yazarmış arkadaş.

Beni bilenler bilir çok fazla çoluk çocuk sevmem ama buradaki çocuğa bayıldım. Allah Allah yaşlanıyorum galiba bu ara sevdiğim çocuk sayısı artıyor :D
Hani her kitapta başrol adamın bir can arkadaşı olur ya bu kitaptaki de Tyrell Granby'di. Çok fazla gözükmedi ama ben gözüktüğü kadarıyla sevdim kendisini. Ciddi sert adamın yanındaki sempatik alaycı adamlara bayılırım :D

Sonuç olarak sevdim bu kitabı. Şuan Beni Sev Diye'yi okuyorum. Okuduğum kadarıyla şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu kitaptan daha güzel olmuş. Bence Asude seviye atlamış. Neyse bu yorumumu sonra yaparım. Böylelikle elimdeki kitap da bitince Asude'nin tüm kitaplarını okumuş olacağım.

Peki siz okudunuz mu bu kitabı?
Ayrıca Beni Sev Diye için de çekilişim var katılmak isterseniz buradan buyurun :)

Saçmalama Mimi :D


Bu ara hiç yazı yazasım yok :( Yazamıyorum yani aklıma geliyor ama yok ı ıh klavyemden dökülmüyor kelimeler :( Kitap da okuyamıyorum doyasıya. Hava o kadar sıcak ki ya klimanın ya vantilatörün dibine gidip nefes almaya çabalıyorum . Haliyle enerjim tükeniyor oturduğum yerde.

Böyle bir yazı yazamama anımda Finding Me blogunun sahibesi adaşım bana mim paslamış. Çok bekletmeden yazayım istedim.

Şirin Babalar

Hani ünlü oyuncular genelde gezer, tozar, her gün bir başkasıyla gönül eğlendiriler ya şimdi öylelerini değil de hayat arkadaşlarını bulmuş şirin babaları göreceğiz.

Karşınızda üç şirin baba var. Bu oyuncuları sevmemin en büyük nedenlerinde birisi çocuklarıyla verdikleri pozlar. İlk dikkatimi çeken Stephen Amell olmuştu. Kızı Blue o kadar şeker ki maşallah. Şunu da belirteyim Dünya üzerindeki çocukların yüzde sekseninden nefret ederim. Onlar da benden nefret ederler. Aramızda böyle bir nefret ilişkisi vardır. Millet bebek fotosu gördüğünde kendinden geçerken, ben "ıyy bunun neresi güzel be" diyerek tüm delici bakışları üzerimde toplarım. Neyse konuya dönersek eğer, nam-ı diğer Oliver'ın bebesi çok tatlı. ♥ -bak kalp bile koydum.-




Bu mutlu aile tablosundan bir diğerine geçiyorum.
Jensen Ackles... Kendisini pek severim. Supernatural izlemeden önce de severdim ama ailesiyle olan fotolarını görünce daha bir sevdim. Şirin kıza bir kalp ♥



Son olarak da Jared Padalecki. -bu adamın ne biçim soyadı var be-
Kendisini dizi ile sevdiğim doğrudur. Ama diğerleri gibi en etkin faktör bebeleri :D Bu şirin delikanlılara da birer kalp ♥♥



 
Yani demek istiyorlar ki bizi sevin, hayranımız olun ama sınırlarımızı çizelim. Bizler aile babasıyız. :D
Bu üçünden en çok Stephen ve Jensen'ı seviyorum çünkü onlar kız babaları. :D Evet cinsiyet ayrımcılığı yapıyorum tam burada, şuanda :D Kızlar daha şirin oluyorlar :D Ayrıca şu bebeklerin güzelliğine bakar mısınız? Anaları güzel, baları güzel olunca çocuklar da çifte güzel oluyor :D
Bu üç şirin babaya mutluluklar dileyerek bitiriyorum yazıyı.
Var mı sizin bildiğiniz şirin babalar?

Siyah Buz - Becca Fitzpatrick

 
Britt ve arkadaşı Korbie, Korbie'nin ailesinin dağ evine tatile gitmek için yola çıkarlar. Fakat yolda bastıran kar fırtınasından dolayı arabaları hareket edemez. Ormanın içinde buldukları bir kulübeye sığınırlar. Fakat kulübede iki genç adam vardır. Kar fırtınasında kalmak mı yoksa tanımadıkları adamlara güvenmek mi? Yazarın daha önce Hush Hush serisinden 2 kitabını okumuş ve beğenmemiştim. Bu kitap da Hush Hush gibi melekli şeytanlıdır diye ne zamandır okumayı erteliyordum. Ama yok bu kitap daha güzeldi. Kitabın temposu hiç düşmedi. Faili meçhul cinayetler, kar fırtınasında yaşama savaşı... Ama ben kitabın sonunda neler olacağını yarısında tahmin ettim. Artık o kadar çok dizi, film izleyip, kitap okudum ki olayların sonunu başından tahmin etmeye başladım. Sözün özü kitap guzeldi. 

Alıntı;

"Hikayemiz yıllar önce başlamıştı ve hayatı benimkiyke öylesine iç içe dokunmuştu ki iki ayrı iplik bulmak bile imkânsızdı."



Selin'in yorumunu okumak için buraya tıktık

Priz Ne Tarafta?


Yaşamak için ne gerekli diye sorsalar kesinlikle hava, su, gıda, barınak vs saymaya başlarız. Bunlar temel ihtiyaçlar. Ama bir de ihtiyaç listemizin üst sıralarına tırmanan bir şey var ki o da teknoloji. Özellikle akıllı telefonlarımız olduğundan beri solunum cihazına bağlanır gibi prize bağlı yaşamaya başladık. Sadece priz de değil, eğer telefonda internet paketi yoksa büyük sorun. Bu sefer gideceğimiz evleri Wi-Fi si olanlar ve olmayanlar olarak ayırmaya başladık. Wi-Fi si yoksa neyse oraya sonra gideriz, Wi-Fi si varsa koş koş koş... Mesela şuan kuzenlerle birlikte oturuyoruz ve hepimizin elinde telefon var. Zaman zaman priz ve şarj aleti için kavga ettiğimiz de oluyor. Halimizden şikayetçi mıyız peki? Haaayıırr... Sorun da burada ya halimizden şikayetçi değiliz.

Metro İçin Bir Daha Düşünürüm.


Eskiden en iyi otobüs firması Metro idi. Bakın idi diyorum çünkü artık berbat bir otobüs firması. Sene de en az 2 defa otobüs kullanırız. Nedendir bilmem her seferinde de biletlerimiz Metro ya denk gelir. 1 saatlik yol olsa sorun değil ama İstanbul Ankara arası yol bana bitmek bilmiyor. Yaşadığım talihsiz bir yolculuktan ötürü de artık yolculukta kitap okuyamıyorum, midem bulanıyor. Hal böyle iken oyalanacak bir şeyler arıyorum ama Metro da ne mümkün. Televizyonları çalışmıyor. Bu bir seferlik bir tecrübe değil belki 4-5 seferdir aynı. TV çalışsa ki o da bir kaç kanal ve sık sık  yayın gidiyor, bu sefer de kulaklıklar çalışmıyor. 20 dk mola veriyorlar. Kardeşim evimde değilim ki ben hızlı hızlı abdest alabileyim. Onca kalabalığın içerisinde tuvalete git, mescite git, abdest al, basortunu yap, namaz kıl derken nefes alacak zamanım kalmıyor. Ve o kadar hızlı davranmama rağmen  moladan hiçbirşey anlamıyorum, üstüne hareket etmek üzere olan aracın muavinin tip tip bakışları ve azarına maruz kalmak da cabası oluyor. Hadi bunları da bir kenara attık. Bayram dönüşü babam İzmit'e döndüğünde babamın valizini bir başkasına vermişler. Muavine ve otogardaki büro çalışanlarına söylediğinde ise ilgilenmemişler. Babamın anahtarları da çantasındaymış ve telefonla konuştuğumuzda kapıda kaldığını söylemişti. Babam ana ofislerini aradığında konuşacak birilerini ancak bulabilmiş. Peki bu valiz neden kayboldu  sebebini söyleyeyim. Çünkü muavinler yolculara verdikleri valiz numaralarına bakmadan "abi senin valiz hangisi?" diyerek önüne gelene istediği valizi veriyorlar. Bizim işimiz halloldu, valizi bulabildik ama ya alan kişi geri getirmesiydi? Metro şirketinden hiç memnun değilim vesselam!

İnadına Aşk - Dizi Tanıtımı


Bu yıl güzel diziler başladı. Bunlardan birisi de İnadına Aşk..
Diziyi nasıl anlatsam? Şöyle ki Karadenizli bir ailenin tek kızı olan Defne okulunu birincilikle bitirmiş bir bilgisayar mühendisidir. Büyük bir şirkette işe başlayacağı gün abisinin kıskançlığı sebebiyle işe geç kalır. Otoparkta kıyafetini değişirmeye çalışırken bir delikanlıyla karşılaşır ve aralarında bir sürtüşme olur. Sonra bilin bakalım bu delikanlı kim çıkar? Tabii ki Defne'nn patronu Yalın..

Dizide dört çift var. Çiftlerin hepsini sevdim. Oyuncular hoşuma gitti. Hele Defne'nn abisi Çınar tam on numara karadeniz delikanlısı olmuş.

Ankara'da olduğumdan ve anaanem böyle şeyler izlemediğinden akşamları dizi izleyemiyorum. Zaten kuzenlerle muhabbet falan derken olmuyor. Gerçi tekrarlarından falan izlemeye çalışıyorum.


Diziyi beğendim beğenmesine ama beni rahatsız eden noktalar da var. Mesela çok çabuk samimi oldular. Yani ilk kez birbirlerini gören çift hemen dip dibe öpüşecek gibi duruyorlar. Bu sahneler artınca da bir süre sonra rahatsız ediyor. Yine dediğim gibi daha tanışalı bir iki gün olmuş ama kırk yıllık arkadaş gibi canımlı cicimli aşırı samimi hallere bürünüyorlar :/ Bilemedim belki de ben aşırı samimiyetten hoşlanmadığım iç.in rahatsız etmiş olabilir. Ama en garibi de uzun uzun bakışma sahneleri. Bu özellikle Çınar ve Yeşim arasında yaşanıyor. Eğer yanlış bilmiyorsam Nehir Erdem'in Deli Divane kitabından uyarlanıyor dizi. Senaryosunu Nehir Erdem yazıyormuş ama kitap konusunda emin değilim. Deli Divane'den uyarlanmayabilir de. O konuda kafam karışık biraz. Ha işte diyeceğim şu, kitapta okuyucuya o duyguyu yaşatmak için bakışma sahneleri uzun uzun yazılır ama iş seyretmek olduğunda daraltıyor.

Dizi hakkında beni en çok şaşırtan da Osman Sınav oldu. O genelde daha ciddi nasıl desem kış dizileri çekerdi. Böyle şeker, çıtır yaz dizisi çekmesine şaşırdım.

Dizideki Karadenizli aile tam cuk oturmuş. Konuşmalar davranışlar süper olmuş. Şu söylediğim eksikler de olmasa müthiş olacakmış. Aşırı samimiyet bana cıvıklık gibi geliyor.

Sonuç olarak tercihimi Yalın'dan yana kullanıyorum :D Ama Çınar gibi de bir abim olsaymış keşke :D


Şal ve Eşarp Alışverişim

Kuzenlerle AVM alışverişimizn bir diğer durağı da eşarpçıydı. Çok fazla dışarı çıkmadığımdan çok alışveriş de yapmam. Ama bu şallar o kadar hoşumuza gitti ki Merve ile dayanamadık aldık. Zaten ortak kullandığımız için karlı da çıktık.


Antares AVM'deki Madame Moss mağazasından aldık. Toplamına 115 TL verdim. Renkler fotoğrafta aynısı gibi çıkmadı ama idare ediverin artık. Hepsi çok hoşumuza gittiler. Eğer gitme imkanı olan varsa indirim sürüyorken gitsinler.
Şalların yapısı çok güzel, ipek görünümlüler. İpek şala 100 tl vermek içime sinmediğinden ben de görünümlüsünü aldım :D Bir gün çok zengin olursam artık o zaman alırım ipek şal :D


Jane Austen Hayatımı Mahvetti - Beth Pattillo



Emma kocası tarafından aldatılmış ve işinden ayrılmak zorunda kalmış, Amerikalı bir İngilizce profesörüdür. Bir gün İngiliz bir kadından mektup alır. Elinde, Jane Austen'in daha önce kimse tarafından görülmemiş mektupları olduğunu söyler. Emma da hem kaybettiği kariyerini geri almak hem de hayranı olduğu Jane Austen'in mektuplarını  görebilmek için İngiltere ye gider. Eh tabii bir de Jane Austen a karşı duyduğu kızgınlığı da vardır. Malum Austen kitapları hep mutlu sona sahiptir. Ama Emma umduğu mutlu sonu bulamamıştır.

İtiraf ediyorum kitaptaki kurgunun gerçek olmasını istedim. Jane Austen'in isteği üzerine öldükten sonra mektupları kız kardeşi Cassandra tarafından makaslanmış. Kitapta öyle diyor. Açıkçası ben de Jane Austen'in severim ama kitaplarının hepsini okuyamadım :( Bu kitapta bahsedildiğine gore  mektupların bir kısmı yok edildiği için Jane Austen'in hayatı gizemini daima koruyacak. Okurken şunu düşündüm, eskiden insanlar birbirlerine mektup yazarlarmış ve öldükten sonra o mektupları sayesinde yaşarlarmış. Yani baksanıza biz Jane Austen'in nasıl biri olduğunu mektupları sayesinde öğreniyoruz. Peki şimdi durum nasıl? İnterneti ve sosyal ağları dibine kadar kullanan biri olarak zaman zaman korkmuyor değilim. Her şeyimizi ulu orta yaşıyoruz. Acaba bizden sonra ne olur?

Geçelim bunları, bence bu kitabı Jane Austen sevmeyen biri okuyamaz, okusa da pek sevebileceğini sanmıyorum. Kitabı okurken keşke elimin altında internet olsaydı o zaman kitapta geçen mekanları inceleme fırsatım olurdu. Bu şekilde sanki biraz eksik gibi hissettim.

Alıntılar;

Belki de gerçekten kim olduğumuz beklenmedik olanda saklıdır.
Sf. 156

Meditasyondan ya da yeni bir çift ayakkabıdan daha iyiydi; hatta çikolatadan bile. Hayatım bir felaketti, fakat kitaplar hala vardı. Bir sürü kitap. Bir sığınak. Bir teselli. Her biri yeni bir başlangıç ihtimali sunuyordu.
Sf. 110

 

Aaa Lobut Mu O?


Artık kuzenimiz Ferda'nın bir arabası olduğu daha rahat gezebiliyoruz. Toplanıp hep birlikte arabaya doluşuyoruz ondan sonra vur patlasın çal oynasın :D Şoförü oynatmak yok ama :D

Neyse işte bayramın ikinci günü hep birlikte Antares'e gittik. Şöyle isim geçeyim;

Ferda, bendeniz Esra, Zeynep, Merve, Rabia, Gülsüm, Beyza. Gittik AVM'ye biraz dolaştıktan sonra bowling oynama kararı aldık. Aldık almasına ama ben hayatımda hiç oynamamışım. Hatta oyun alanına bile ilk kez gitmişi. Ferda da listenin başına benim adımı yazdırmış. Mekan tıklım tıklım e haliyle utandım. Bilmiyorum sonuçta. Biraz ayak diredim önce başkası oynasın diye sonra amaaan dedim başladım oynayamamaya :D Topu bir fırlattım... Fırlatamadım :D Allahım yaa milletten çok ben kendime güldüm :D Allahtan bir kaç kez hepsini devirdim :D Ama sormayın hatırlamıyorum kendime o kadar güldüm ki.
3 kardeş uyduruk ayakkabı fotosu çekinmeyi de ihmal etmedik :D


Sonuç olarak sonuncu oldum :D Ama çok eğlendim, fırsatım olsa tekrar gitmek isterim.
Dönüş yolu daha eğlenceliydi. Arabada 7 tane kız olur da eğlenceli olmaz mı? Eve gelene kadar arabada bağıra bağıra şarkı söyledik, yol boyunca kameraya aldım. Eh onları buraya koyamam ama bizim i.çin unutulmayacak anılar olarak kalacak.

Zaten bu yazıyı da neden yazdın, bize ne senin kuzenlerinle, kardeşlerinle geçirdiğin vakitten derseniz eğer, burası benim anı depom. Allah nasip ederse yıllar sonra gelip arşivi kurcaladığımda bu yazıma bakıp gülümseyeceğim inşallah. Allah güzel günlerimizi eksik etmesin :) Amin :)

Ramazan Da Geçti... Bayramınız Hayırlı Olsun...

 
Fotoğraftaki tontikime merhaba deyin bakayım :* Zeynep'in tontiki bu yavruş :* :*

Bu sene Ramazan nasıl geçti, inanın hiç anlayamadım. Yarısına kadar Kocaeli'deydim, havalar çok güzel serindi. Yarısından sonra Ankara'ya geldik ama biz gelir gelmez ısınmaya başladı. Çok şükür Kocaeli'de değildik aynı sıcaklık orada olsaydı kavrulurdum :D Neyse sonuç olarak Allaha şükür rahat rahat oruç tuttuk.

Gelmeden önce Merve ile aklımızda bir sürü plan vardı. Zeynep le birlikte bol bol vakit geçirip gezecektik. Eh Ramazan dolayısıyla hayallerimiz kısmen suya düştü. :( Çok fazla vakit geçiremedik, gezemedik. Gerçi daha on gün daha buradayız ama nasip artık.

Yedi ay önce dedem vefat etti. Bu bayram karalı bayramımız var yani. Garip... Her sene Ankara'ya geldiğimizde önce dedemin elini öperdik, bu yıl eve girdiğimde kendimi çok kötü hissettim. Ev garip kalmış gibiydi.  Ailemizin tadı kaçmış arkadaş.

Ankara'da neler yapıyorum?
Gündüzleri tv izliyorum. Akşamları kitap okuyorum. Kuzenlerle ve Zeynep'le vakit geçiriyoruz. Zaman güzel geçiyor anlayacağınız. Biraz internetsizlikten dolayı sıkıntı yaşıyorum ama olsun o kadar da.

Bizim evde yani Kocaeli'de kimse gelmez gitmez, bayram ile normal bir günün hiç bir farkı yoktur. Bugün felaket yoruldum. Büyük ev olunca gelen giden eksik olmuyor.

Vaktim kısıtlı olduğu için şuan sadece bu kadar yazabiliyorum. O zaman ben yine internet bulduğum an görüşürüz :D


Eczacının Kızı - Charlotte Betts



1600lu yılların İngiltere si. Veba salgını yüzünden insanlar akın akın  ölüyor sağ kalanlar ise hastalığa yakalanmamak için köylere göç ediyorlar. Tüm bunların içinde Eczacı olan babasına yardım eden Susannah'ı tanıyoruz. Susannah erken yaşlarında annesini kaybetmiş sonrasında ise tüm hayatını babasına ve eczanesine adamış bir genç kızdır. Vebaya rağmen babasıyla birlikte mutlu bir hayat sürerken her şey tepetakla olur. Babası ikinci evliliğini yapar, Susannah için güzel günler geride kalır. Kitap, vebanın ortasında kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan genç bir kadın ve bunca zorluğun arasında filizlenen aşkını anlatıyor.

Susannah'ın hayatını sorguladığı yerlerde zaman zaman ben de düşündüm. Susannah için üzüldüm. Dönem kitaplarının klasiği olduğu üzere kadınların hiçbir  hakkının olmadığı vurgulanmış. Hele veba salgınında öyle bir bahsetmiş ki yazar, halimize şükrettim. Veba ne korkunç şeymiş yahu.  İlginç bir kitaptı. Beğendim.

Öküzlere Yol Verin


Lütfen biraz kibar olun ve karşıdan gelen öküze yol verin. Çünkü o öküz yolda nasıl yürüyeceğini bilemez. Karşıdan gelenin bir insan olduğunu anlayamaz. Her tarafı dümdüz görür. Yanından geçecek olan kişi ezilir büzülür kenara çekilmeye çalışır ama o öküz dümdüz olarak yürür bir de çekilmeye çalışan kişiye omuz atar. Bakın erkekler demiyorum öküzler diyorum. Çünkü bazı erkekler gerçekten kibar oluyorlar karşıdan özellikle bir hanım geliyorsa ve yol darsa çarpışmamak için hafifçe yan döner ve yoluna devam ederler. Ama öküzler öyle mi? Resmen karşısındakine çarpmak için kollarını aça aça yürürler. O yüzden belediyeden ricam şudur ki bu yolda yürümeyi bilmeyen öküzler için her birinin başına birer çoban versin.

Yaseminli Yeşil Çay

Yeşil çay pek severim. Ama sadesini mümkün değil içemem. Mutlaka içine 2 dilim limon atarım. Öyle sallama yeşil çay da sevmem ben. Süzgeçli porselen kupam vardır. Onun içinde ot olarak aldığım çayı limonla birlikte demler içerim.


Farklı tatlar denemek için ne zaman aldığımı unuttuğum yaseminli yeşil çayı ise pek sevemedim :/ Eğer benim gibi yasemin kokusundan mideniz bulanıyorsa size göre değildir. Hani çay bitsin de ziyan olmasın diye ara ara yapıp içiyorum. Ama yine bunu da limonsuz içemiyorum. Limonlu olsa dahi soğumaya yakın midem bulanmaya başlıyor. Yaseminin normaldeki kokusu bile beni rahatsız ederken yeşil çay içinde hiç sevmedim :/
Neyse işte bu bitince farklı aromalı bir yeşil çay almayı düşünüyorum :D Yine de vazgeçilmezim limonlu demleme yeşil çay :D

Full House Mu? İlişki Durumu Karışık Mı?


Az önce ufak çaplı bir şok yaşadım. Reklamlara bakarken bir dizinin fragmanı dönmeye başladı. Fragman şöyleydi. Hikaye ya da roman yazmaya çalışan hanım kızın arkadaşları gelip onu tatile yollayacaklarını söylerler. Kız tatile gider ama lobide kalakalır. Evine geri döndüğünde, bir adamla karşılaşır. Adamın söylediğine göre o evi satın almıştır. Artık kız kendi evinde hizmetçi olarak çalışmaya başlar.


Senaryo size de tanıdık geldi mi? Full House mu o dediğinizi duyar gibiyim. Fragman başlar başlamaz TV ye doğru koştum. Eğer oyuncular sevdiğim oyunculardan olsaydı dizi için sevinebilirdim. Fakat en sevmediğim oyuncuları görünce hayal kırıklığına uğradım. Keske Berk Oktay ve Eda Ece'nin yerine başka oyuncular olsaymış.

Genelde Kore'den uyarlama dizilerin akıbeti hep aynı oluyor, bakalım bu nasıl olacak.

Tasarım:Sawako Kuronuma