Bu Şiir

 

Şiir sevmiyorum. Sevmiyordum. Seviyor muyum bilmiyorum :D
Acaba beni şiirden soğutan sebep ne diye düşünüyorum da orta okuldayken hocanın zorla şiir defteri tutturması mı, lisede zorla şiir kitabı bitirmeye çalışmam mı, yoksa her tok sesli Türk gencinin buğulu tonla şiir okumaya çalışması ve arkaya da hep aynı fon müziğini kullanması mı? Belki de uygun ruh halinde değilimdir. Bazen hoşuma gidebiliyor ama özellikle 'bak bu şiir çok güzel' denildiğinde itici geliyor.

Ama bu ara sanırım finaller yüzünden şaşan dengem ile kendimle çelişen bir durum içerisindeyim. Öyle oturup saatlerce şiir okumadım ama bu şiir aklıma çok takıldı. Dün üst üste birkaç defa dinledim ve kendi kendime şaşırdım. Çünü ben şiir sevmem ki. Bu şiiri ilk kez geçenlerde okulda düzenlenen şiir dinletisinde duydum. -Evet biliyorum çok önemli bir şairin şiiri ama ben şiir okumam ki bileyim :( - O zaman o kadar dikkatimi çekmemişti. Dün bir anda aklıma geldi. Takılı kaldım.

Neyse zaten ikinci dönemde hocanın vereceği ödev bir şairin tüm şiirlerini okumak. Belki bu vesile ile severim diyeceğim ama yine zorunlu olduğu için beni soğutabilir.

Bence ben uygun zamanı henüz bulamadım :D Yoksa neden sevmeyeyim ki :D

Bu şiir dedim de adını yazmadım. Bu şiir efendim Nazım Hikmet'in Tahir İle Zühre şiiri.
Bu videoyu dün defalarca izledim. Biraz daha izleyeyim :)



Sanırım bu gidişle daha önce pek dikkatimi çekmeyen Yedi Güzel Adam'ı da izleyeceğim.

Kaçacağı Yerde Zıplayacağı Tutanlar Cemiyeti


Bu fotoğrafı geçen hafta çarşamba, haftada bir ders işlediğimiz sınıfın camından çektim. Kar görmek hele ki o kar kristallerinin tane tane süzülüşünü izlemek insana öyle bir huzur veriyor ki o an çok canım sıkkın olsa bile kafamı kaldırıp gökyüzüne bakmam rahatlamama yetiyor.
Kar yağdığındaki o sükûnet müthiş bir his. Bu kadar güzel olmasının yanında insanı çileden çıkaran yönleri de yok değil.

Mesela biraz eridiğinde balçık içinde yürüyormuş gibi olması ya da buzlandığında Rus patencilere dönüp parende atmama ramak kalması gibi. Nitekim dün ufak bir zeybek denemesi yaptım ardından da efeler hey hey hey diye kollarımı kaldırdım. Şuan belim ağrıyor.

Neyse anlatacağım o değil. İşte böyle karlı buzlu yollarda yürüyerek fakülteye doğru yürürken 3-4 basamaklık bir yer var tam oradan ineceğim. Basamaklar buz tutmuş zaten insan nereye adım atacağını bilemiyor. Önümdeki çift bir anda basamakta durdu, delikanlı kızın beresini düzeltti, yanaklarını okşadı, öptü. Ben o sırada düşmekle kalmak arası gidip gelirken bir yandan hayretle ne yaptıklarını çözmeye çalışıyorum. Ya insan buzun ortasında arkasından birileri gelirken lönk diye durur mu? Sabretseler zaten az ilerisi geniş yol.

İşte Kaçacağı Yerde Zıplayacağı Tutanlar Cemiyeti'ne -aslında o sıçacağı- dün üye olan bu çifti kutluyorum. Başka ne diyeyim yani. Bundan sonra aşkınızı daha müsait bir yerde yaşayın :D Arkanızdan gelenin size toslamayacağı ya da buzda zincirleme kazaya sebebiyet vermeyeceğiniz bir yerde :D

Vakitsizlik Böyle Bir Şeymiş

Bu yazı ile bu görselin ne alakası var derseniz yok efendim hiçbir alakası :D Sadece çok sevdim ♥
 
Vakit bulamıyorum. Hiçbir şeye vakit bulamıyorum. Ben alışmışım yıllarca evde oturup kitap okumaya, dizi izlemeye olmadı ara sıra elişi yapmaya. Hiç dışarı çıkmazdım. Pek tabii sürekli evde oturmak da iyi değil ama öyle geçti liseden sonra. Şimdi tekrar okullu olunca işler tamamen değişti.

Vaktimi nasıl kullanacağımı unutmuşum. Hem öyle bir unutmuşum ki bazen sandalyeye çöküp şimdi ne yapacağım, bunları nasıl yetiştireceğim diye düşünüyorum. Düşünürken de bir sürü vakit harcanıyor. Dersler, sınavlar derken zamanım nasıl geçiyor anlamıyorum. Ne kitap okuyabiliyorum ne de dizi izleyebiliyorum. Zaten dışarı çıkmaya pek alışık biri olmadığımdan gezmemek sorun olmuyor. Gerçi ara sıra sinemaya gitmeyi severim ama onu da yapamıyorum.

Bu durum daha ne kadar böyle sürer bilmiyorum ama imreniyorum bir sürü işi bir arada götürebilenlere. Ben de zamanla alışırım diye umuyorum. Gerçi okula gitmeye o kadar alıştım ki hafta sonları yurtta kalınca okul olsa da gitsem bile diyorum bazen :D Ha halimden şikayetçi miyim? Tabii ki hayır. Yıllarca istediğim şeye kavuşmuşum. Sonu da güzel olur inşallah. Ne yalan söyleyeyim çok zorlanıyorum ama bunun da üstesinden gelirim inşallah.

Ben bu yazıyı neden yazıyorum şuan onu da anlayamadım ya :D Silmek ve yayınlamak arasında gidip geliyorum :D Bazen olur böyle :P

Yaklaşık 1 haftadır evimdeydim yarın Bolu'ya dönüyorum. Kendimi ikiye bölünmüş gibi hissediyorum :/ Hani alışmaya alıştım da nasıl desem ait değilmişim gibi hissediyorum. Bazen 14 plaka araç görmeye bile tahammül edemiyorum :/

Neyse bu bir iç döküş yazısı oldu sanırım :D Blogumu çok ihmal ediyorum. Canım blogum ♥

Özel bi' sebebi yok tamamen şuan denk gelmiş bir şekilde bu şarkıyı dinlediğim için buraya bırakıp kaçıyorum 👋


YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama


Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.


YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.


YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.


haydar-colakoglu


YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.


haydar-colakoglu-teb-genel-mudur


haydar-colakoglu-teb




Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;


“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.


YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.


Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.


haydar-colakoglu-yolo-turkiye


Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.


Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”


GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.




Bir boomads advertorial içeriğidir.

Bajirao Mastani (2015)



Dikkat! Bu yazıyı aylar önce yazdım fakat yeni paylaşıyorum. Yani o uzun zamandır izlememiştim dediğimden sonra tekrar uzun bir süre geçti 😄 

Uzun zamandır Hint filmi izlememiştim. Dizileri saymıyorum. Ranveer Singh ve Depiika Padukone ikisi de sevdiğim oyunculardır. Priyanka Chopra yı da severim. Bir anda bu film karşıma çıktı ve oyuncuları da sevdiğim için oturdum 2 günde izledim. -Çünkü uzun😐-
Film aslında gerçek yaşanmış bir hikayeden alıntı. Başlarken yaşanmış olduğunu ama duygusal kısımlarının senaryo gereği değiştirildiğinin uyarısı veriliyor. -En azından ben öyle anladım.-
Babür Şah zamanında geçen filmde kahraman komutan Bajiro ve onun kadar iyi bir komutan olan Mastani’nin birbirlerine karşı olan derin aşkını izliyoruz.

Bajiro, sefere çıktığı bir sırada yakın hükümdarlıktan yardım çağrısı alır. Başta umursamaz ama yardım isteyen korkusuz komutanın aslında güzel bir kız, üstelik de hükümdarın kızı olduğunu görünce yardım isteklerini kabul eder.
Bajiro ve Mastani birlikte düşman askerlerini alt eder.
İşte tam da o sırada Mastani, Bajiro’ya aşık olur.
Kendisinin müslüman, Bajiro’nun brahman olmasına aldırmadan, aslında Bajiro’nun evli olmasına aldırmadan aşık olur.

Eğer romantik olarak düşünüp de izlerseniz film çok güzel.  Her şeye rağmen birbirlerini sevmekten hiç vazgeçmeyen bir çifti kim sevmez ki?
Ama mantıklı olarak bakıldığında insanın içi sızlıyor. Bajiro ve Mastani’nin aşkına mı? Yo, hayır. Kashi’nin kocasını deli gibi severken aldatılışına... Bir gün öğreniyor ki o çok aşık kocası bir başkasına aşık olmuş.
Filmi izlerken ilk karısını her gösterdiklerinde şimdi bu kadının ne suçu vardı dedim.

Filmdeki ana konu aşkın önünde hiç kimse, hiçbir şey duramaz. Ne aile, ne de din. Tabii ben  bu hususa katılmıyorum.

Filmde bir konak vardı saray da denilebilir. Aynalı bir salonu vardı. Ben o salona hayran kaldım. Mekanlar kıyafetler zaten çok güzeldi. Müzikleri de güzeldi.

Filmi genel olarak beğendim. Bajiro ve Mastani’ninin  birbirlerine karşı olan aşkları müthişti fakat Kashi olmasaydı. Kashi üzülmeseydi.


Arçelik Geri Dönüşümü Sanat ile Buluşturuyor!



“Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın” vizyonuna sahip Arçelik geri dönüşüm  konusunda farkındalık sağlamak amacıyla geçtiğimiz günlerde çok özel bir sergiyi hayata geçirdi ve geri dönüşümü sanat ile buluşturdu. Bu sergi ile Arçelik’in geri dönüşüm tesislerinden elde edilen malzemeler Türkiye’nin önde gelen sanatçıları ve tasarımcıları tarafından fonksiyonel sanat eserlerine dönüştürüldü.  Arçelik, bu proje ile geri dönüşüm konusunda farkındalık sağlarken, aynı zamanda tasarım konusundaki uzmanlığına da dikkat çekmiş oldu.




Bir boomads advertorial içeriğidir.

Kendinizi Tanıtın



Bugün Bolu'da bir kar yağdı ki sormayın. Hani kar görmeyen memleketten gelmedim ama bir anda bu kadar çok yağıp da tuttuğuna pek şahit olmamıştım.
Ben hep soğuk severim derdim hatta yazın neminden sıcağından nefret ettiğim için beni Norveç'e yollayın derdim. Norveç değil de galiba aşağı mahallesine geldim. Şehir merkezi çok soğuk değil ama kampüs... O ne soğuk öyle. Buz kesiyoruz. 

Neyse, hoca bize kendinizi tanıtan bir yazı yazacaksınız dedi. Yani bir otobiyografi yazısı. Ama nasıl yazsam ki bilemedim şimdi.
İnsan kendisini nasıl tanıtır ki? Şurada doğdum, şunları şunları yaptım. Ama ya çok da yazacak bir şeyim yoksa ne olacak? Gerçi bunca yıl yaşamışım illaki yazacak bir şeyler bulurum değil mi?


Sevmiyorum böyle klavyede çıtır çıtır yaz sonra olmadı sil tüm yazdıkların bir anda hiç yazmamışsın gibi yok olsun. Kalem ve kağıdın  kıymeti burada. Üzerini çizsen bile izi kalır geri döner tekrar bakarsın. Daha önceden yazdığın yanlış mıydı yoksa üstünü çizmekle  mi yanlış yaptın.

Neyse ben gideyim de biraz kalemle defterimi karalayayım.

The Walking Dead 7. Sezon Başladı


Evet 7. sezon başladı. Aylarca bekledik. Hatta 6. sezondan beri Negan'ı bekliyorduk. Şahsen ben Negan yani Jeffrey Dean Morgan'ın gelmesini çok istiyordum. Sen gel o kadar bekle tam sezon başlayacağı zaman desinler ki dur orda kardeş izleyemezsin. Ne diyor bu kız diye sormayın dizinin yayın hakları bir televizyon kanalı tarafından satın alındığından ötürü internette yayınlanan tüm bölümleri kaldırılıyor. Bulduğum site yarım saat sonra diziyi silmiş oluyor. Eğer yanlış bilmiyorsam şifreli bir kanal bu. Evet evet biz çok zenginiz ya zaten size para yağdıracağız. Siz kaldırın dizileri. Yahu ben yurt odasında internete zor giriyorum!

Nostalji Mi O?

Çocukluğumdan beri Nostalji kelimesini her duyduğumda aklıma Muazzez Ersoy gelir. Öyle bir albüm yapmıştı galiba. Nasıl aklımda kalmışsa. Kalmasa iyiymiş aslında.

Bundan yıllar yıllar evvel 2008 sonu, annem ağır bir ameliyat geçirmek üzere, ben Kocaeli Üniversitesi'ndeki kaydımı donduramadığım için okulu bırakmak zorunda kalmışken bir anda kendimi depresyonun içinde buluvermiştim. O zaman bir çıkış noktası olarak kendimi dizi ve filmlere vurmuştum. Kore dizileriyle de o zaman tanışmıştım işte.

Şimdiki kadar çok çevrilmiş dizi de yoktu. İlk izlediğim I'm Sorry I Love You dizisini kaç defa izlediğimi ve ne kadar ağladığımı sayamamıştım.


Şimdi Okullu Oldum

Bu yazıyı daha önce yazmak istiyordum ama bilgisayarım yoktu. Çok şükür artık bilgisayarım var ve özlediğim bloguma inşallah vaktim olduğunca yazacağım.

Blogumu eskiden beri takip edenler bilir. Ara ara serzenişlerde bulunurdum. Üniversiteye gidemedim. O kadar istedim olmadı. Hep bir engel çıktı vesaire. Hatta ben artık ümidimi de kesmiştim. Demiştim ki en büyük hayalim öğretmen olmak ama ben artık vazgeçtim, olmuyor.
Fakat insanın artık olmaz dediği şey Allah nasip ederse çok da güzel oluyormuş. Nasip kısmet meselesi.

Tasarım:Sawako Kuronuma